
Güney İngiltere’nin tuzlu rüzgârını yüzümüze çarpa çarpa açılıyor The Death of Bunny Munro. Kapı kapı dolaşan kozmetik satıcısı Bunny Munro, karısı Libby’nin ani ölümüyle hayatının direksiyonunu kaybediyor ve dokuz yaşındaki oğlu Bunny Junior’la birlikte Sussex kıyı şeridinde bir satış ve kaçış yolculuğuna başlıyor. Bunny, “iyi bir baba” olacağına söz veriyor ama yasla, suçlulukla ve yıllardır saklamaya çalıştığı bağımlılıklarıyla (özellikle cinsellik ve onay bağımlılığı) boğuşurken verdiği söz her kilometrede biraz daha eriyor. Motellerin neon ışıklarıyla ıslanan geceler, sahil kasabalarının nemli odaları, arcade’lerdeki bozuk paraların şakırtısı ve arabanın teybinden yükselen yerel haber bültenleri eşliğinde baba-oğul ilişkisi inişli çıkışlı bir ritim tutuyor. Bunny oğluna kahraman bir masal anlatmaya çalışırken, Junior radyodan duyduğu haberlerle, babasının anlattıklarıyla gördüklerinin tutmadığını hissediyor; çocuğun gündüzleri sakız, akşamları kâbus tadında bir gerçekliği var.
İtiraf: Bu dizi bittiğinde sahilde yürüyüp rüzgâra “Bunny, yapma artık” diye fısıldadım. The Death of Bunny Munro, kalp hızını artıran bir gerilim olmanın ötesinde, utançla sevginin aynı elde taşınabileceğini hatırlatan acı-tatlı bir büyüme hikâyesi. Görsel dünyası sahil sisi kadar ince, karakter işçiliği ise ustura gibi keskin. Baba-oğul dinamiği o kadar dürüst ki, kimi sahnelerde gözlerinizi kaçırmak isteyip kulaklarınızı daha da açıyorsunuz. Küçük bir şaka da bırakayım: Bunny’nin arabası yakıtla değil, inkârla çalışıyor—ne kadar bastırsan o kadar gidiyor. Ama şaka bir yana, dizinin en büyük gücü şu: Birkaç basit görüntüyle (bozuk para, motel anahtarı, sahil rüzgârı) insan ruhunun en karmaşık kıvrımlarını açığa çıkarıyor. İzleyin; Bunny’nin Brighton’a uzanan yolunda kendinizden kaç parçayı koltuğunuzda bulup toplayacaksınız kim bilir.
0 Yorum (Popüler)
Lütfen yorumlarınızı saygı kuralları çerçevesinde yapınız.Yorum yapabilmek için üye olmalısın.
Giriş Yap