
Bad Influencer, “like” butonunun insan hayatını yönettiği bir çağda rızanın, şöhretin ve intikamın kesiştiği o tehlikeli virajı kusursuz bir komedi ritmiyle dönüyor. Donna, basit ve gönüllü bir tek gecelik kaçamak niyetindeyken karşısına, kendisini “erkek etkileyici” zanneden ve “7 günde 7 ONS” gibi toksik bir meydan okumayla takipçi toplayan Pascal çıkıyor. Pascal, Donna’nın rızası olmadan onu yatakta çıplak hâlde kayda alıp internette yayınlayınca, işler bir anda çığırından çıkıyor. Donna’nın refleksi hem fiziksel hem kültürel: Kamera karşısında Pascal’a unutulmayacak bir karşılık veriyor; video anında viral oluyor… ve Donna da onunla birlikte. İlk bakışta hayatı dağılmış gibi dursa da Donna’nın hikâyesi bundan sonra başlıyor.
Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Bad Influencer, yalnızca bir “viral olay” dizisi değil; internet çağında insan kalmanın hızlı, komik ve yer yer acıtan bir anatomisi. Bir içerik üreticisi olarak izlerken elim, refleksle bildirimleri kapatıp defterime şu cümleyi yazdı: “Algoritmanın konuştuğu yerde, samimiyet fısıldar.” Donna’nın risk alan cesareti, Milou’nun pratik zekâsı ve Pascal’ın çatırdayan persona’sı, bugünün dijital kültürünü hem güldürerek hem düşündürerek kesiyor. Şaka niyetine değil, ders niyetine: Rıza olmadan kayıt tuşuna basmak, hikâyenin başladığı değil bittiği yerdir. Ve evet, dizi bittiğinde klavyenizdeki Caps Lock’a değil, empati tuşuna basmak isteyeceksiniz. “Takip edin” demem; ama izlemeden çıkmayın. Çünkü bu kez ‘influence’ gerçekten etkiliyor.
0 Yorum (Popüler)
Lütfen yorumlarınızı saygı kuralları çerçevesinde yapınız.Yorum yapabilmek için üye olmalısın.
Giriş Yap